İnsanoğlu rızkının peşinde mi?
Evet, yaptığımız işlerde et ile kemik birleşmemiş ise, yani et kemiğe bürünmemiş ise, o işten de kişiden de hayr beklemek asgaridir. Durum odur ki, ya kişi kemiksizdir, ya da örtüşmeyen bir şeyler vardır ki en güzelini Allah bilir.
Evden çıktığımızda rızık peşine düşen insanımız bir bakıyoruz ki et avına çıkmışçasına, bir av elbisesi ile dolaşıyor sosyal hayatta. Üzerinde elbise var ama içinde ne olduğu belli değil. Sosyalliğin getirmiş olduğu kapitalist yapı insansızlaştırıyor hayatı!
Görüyoruz ki, evde ayrı işte ayrı yapılar gezdiriyor riyayı. Tabi bu bir tanesi bunlardan. Hani ne oldu, “Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol.” mihengi?
Velhasıl, Allah’ın darbesini yemeden Rabb’imin izni ile hidayete ermek duasıyla…
Çalıştığımız kurumlarda veya işyerlerinde çalışanlar olarak empati yapmadan sürdürüyoruz hayatımızı. Belki de ihtiyacı olan veya zor durumda olan kişileri sıradan bir insan veyahut da bize muhtaç kişilermiş gibi görüyoruz. Masanın karşı tarafı ile irtibatımızı kesip, o kişileri anlamak için gerekli olan duygu-durumumuzu kapatıyor, profesyonel olmak yerine duyarsızlaşıyoruz. Ve sonrasında da bu bizim için kalıtsal hale geliyor.
Aslında olması gereken hizmet verenin, kapısını çalan kişiyi anlamasıdır. Yani, pratikte gelenin kendi yakını (insanı) veya saygı duyduğu biri olarak görmesi kişiyi anlamasına yetecektir. Dolayısıyla hizmet kalitesi ve saygı göstergesi de kendiliğinden artmış olacaktır.
Çözüm tabi ki insanoğlundadır. İnsan kaynağını doğru yönetmekle ve çalışan insanın anlayışını, bölgenin yapısını kavrayacak kültür düzeyine ulaştırmak ile olabilir. Her ikisi de zor ve zahmetlidir ancak, asgari olarak idarecilerin bu anlayışa sahip olması, işin çözümü için başlangıç da olacaktır.
İnsan odaklı çalışmanın benimsenmesi için, hizmet verenlerin başındaki idareci o bölgenin, yörenin kültür ve sosyolojisini bilen kişi veya anlayışta olması gerekmektedir. Veyahut da bu anlayışı sağlayacak sistemde çalışması gerekmektedir. Bu öneri başta yönetici olan kişiler içindir ki, sağlayacak olanlarda onlardır.
Sonuç olarak bu formül, her kim olursa olsun kazananın herkesin olduğu bir durumdur. Ve önerilen söylemlerin, eylemlerin, yapılması gerekenlerin yapıldığında, yalnız menfaat sahiplerinin memnun olmayacağı bir tablodur.